Yeni dünya, yeni Türkiye
Kürt sorunu... Ermeni sorunu... Kıbrıs sorunu... Doğumdan ölüme Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yakalarında kader gibi taşıdığı kadim sorunlar...
Neden? Çünkü Türkiye, son zamanlardaki gibi çok iyi niyetli adımlarla hamle yapsa da, sorun çözemiyor... Ve sorunları neden çözemediğine yoğunlaşmak yerine, başkalarını suçlayarak rahatlıyor... Hâlbuki beceri, “başkaları” ne olursa olsun, sorunları çözmek... Devletler ve hükümetlerin asli görevi bu değil mi? *** Kürt sorunu önü arkası iyi tasarlanmadığı, dışarıda ABD’nin duruşu, içerde de askerlerin güvenlik algısı arasında sıkıştı. Nasrettin Hoca hikâyesi gibi dağdan adam mı inecek, dağa adam mı çıkacak karıştı... Sabırla herkesi siyaset yoluna çekecek ince bir politika uygulanamadı... Ön hazırlıkların da eksiği olduğu anlaşıldı... Ermeni meselesini de Karabağ sorununa bağladık. Yüz yıldır çoğulcu bir şekilde içerde konuşmaktan kaçındığımız bir tarihsel karanlığı resmi tezlerle geçiştirip, çözme aşamasında da bizim dışımızdaki iki ülkenin arasındaki bir konuya indirgedik. Kıbrıs’ta da siyaseten bize verilen ve tutulmayan bir sözü, hukuken yapmamız gereken zorunluluklarla eşdeğer tuttuk, liman ve havaalanlarını müzakere içinde olduğumuz topluluğun bir üyesine kapattık. Dünya konjonktürünün bu kadar lehine olduğu bir ülke, nasıl oluyor da yola çıkıp çıkıp batağa saplanıyor acaba, çok ilginç değil mi? *** Tarihten gelen şöyle etli butlu, gelişmiş bir burjuva sınıfımız olsa, ülkenin sosyoekonomik kalkınmasında doğal öncülüğü yapacak ve dünyayı doğru okuyarak muhakkak çözüm üretecekti... Burjuvazi olmayınca, uluslararası konjonktürün okuması siyasetçi ile bürokrata kalıyor... Onların da “yeni dünya nereye gidiyor, bu yeni dünyada yeni Türkiye nerede olacak” sorusunun global, derli toplu ve tutarlı bir resmi yok. Pratik sıkıştırmalarla, pratik çözüm arayışı, bir de “milli güvenlik devleti” refleksiyle sınırlanınca, iyi başlayıp, iyi götüremiyoruz... Ve hep aynı şeyleri yaşamaya “siyasal tarih” diyoruz... *** Yeni dünya, son çeyrek asırdır “milli güvenlik devleti” yerine “evrensel zenginlik toplumu” arzuluyor... Hatta talep ediyor... Türkiye ise bir ayağı “milli güvenlik devleti”nde, diğer ayağı “evrensel zenginlik toplumu” olma gayretinde, zoraki küçük slalomlarla zaman yitiriyor... Uluslararası istatistikler, diğer ülkelerle kıyaslayınca, zenginleşme ve özgürleşmede fazla da yol almadığımızı gösteriyor... Son elli yıllık Kore ve Türkiye performansı iyi bir örnek... *** İçerdeki statükocu haşarata aldırmadan “yeni dünya”yı bir büyük resim olarak okuyup, Türkiye insanının yaşam kalitesini zıplatacak “yeni Türkiye’yi” kim kuracak? “Milli güvenlik devletinden evrensel zenginlik toplumuna” nasıl geçeceğiz? Bunu başaramadıkça aynı yerde patinaj yapıp duruyoruz... Her yıl Ermeni tasarısı, Kıbrıs sorunu, Kürt meselesi tartışıp tartışıp çözememekten sıkılmadık mı? Sıkıldıysak, işleri “yeni dünya-yeni Türkiye” ekseninde bir bütün olarak ele alalım ve çözümleri “evrensel zenginlik toplumu” olmak amacıyla oluşturalım... Türkiye bunu başarabilirse, yeni dünyanın da en kral ülkelerinden biri haline gelecek... Ağır bunalımlı acılardan, hep aynı şeyleri tartışmaktan kurtulmuş mutlu insanlar olacağız... Yeni dünyada eski Türkiye anlayışıyla olaylara yaklaşmak bunu engelliyor ve bir sokak çıkmazında ömür tüketiyoruz... Mehmet Altan - Star Gazetesi



del.icio.us
Digg
Facebook
Twitter
Google
Myspace
Yahoo


Yorum gönder