Amerika'da, dizilerin yarıştığı bir organizasyon. Ödül almak büyük prestij.
Mad Men (Çılgın Adamlar) bu yıl da en iyi drama seçildi.
Dile kolay, dördüncü senedir aynı ödülü kazanma başarısını gösteriyor. Bir kere daha kazanırsa, ulaşılması güç bir rekora imza atacak.
Bir dönem dizisi. 1960'lı yıllarda geçiyor. Gizemli bir sanat yönetmeninin aile ve aşk hayatı anlatılıyor.
Dizinin fenomen olmasının en büyük nedeni, 60'lı yılları bugüne kadar hiç yapılmadığı biçimde ele alması. Yapımcılar ve yönetmen, birebir gerçeklik konusunda çok titiz.
Aslında dizi bir kurgu. Gerçek bir öykü değil. Fakat bu kurgu, plandaki tarihi olaylara göre yürüyor.
O kadar ki... Dizide birebir bir takvim vurgusu yapılmışsa ve o gün New York'ta yağmur yağmışsa, mutlaka yağmur yağdırılıyor.
Kocaman bir ekip, dönem gazetelerini didik didik edip yaşanan olayları diziye monte ediyor, dönemin trendlerini birebir uyguluyor.
Ve sıkı durun dizinin her bölümü 2 milyon dolara mal oluyor.
**
Bizde bu bütçenin dörtte birine çekilen bir bölüm, haftalardır gazetelerin birinci sayfalarından düşmüyor. Mohaç Meydan Savaşı'nın canlandırıldığı Muhteşem Yüzyıl'dan bahsediyorum.
Dün baktım, dizinin bu bölümü tarihçileri şaşırtmış.
Kimi Kanuni'nin siyah sarığını, kimi savaş taktiğini, kimi kostümleri eleştiriyor.
Bırakın tarihi gerçekliği, aksesuarlar ve dekor yerden yere vuruluyor.
Eleştiriler haksız da değil.
Yapımcıların daha fazla parası olsa, daha iyi kotarılmış dizi çekebilirlerdi.
Bir de para gerektirmeyen "kurgular" var: Sultanların göğüs dekolteleriyle arz-ı endam etmeleri gibi... Harem etrafında dönen entrikalar gibi... Aslı astarı olmayan cinayetler gibi... Dini hassasiyetten uzak diyaloglar, tavırlar gibi...
Bunlar için bütçeye gerek yok. Ama seyirci ilgisi için dekolte, entrika, kurgu şart.
**
Önceki gün, "Neden yerli dizilerde türbanlı kadın yok" sorusuna cevap arayan yazar, çıtayı daha yükseğe koyuyor, "Dizilerde tecavüze uğrayan, öpüşen, aldatan türbanlı kadın görmeye hazır mısınız" diye soruyordu.
Yani... Yataktan geçmeyen diziyi dizi olarak kabul etmiyordu.
Gazetesine "arka sayfa güzeli" koyan... Mini etekli röportajcılarla "kırmızı noktalı" sit-com gazeteciliğini başlatan aynı yazar daha geçenlerde, "Mini etekle namaz kılan, türbanla içki içen kadınlar hayal ediyorum" dememiş miydi?
Yani bir yerde... Türbanlıları kendi dekolte sit-com'una çekmeye çalışmıştı.
"Gazetenizde neden türbanlı yok" diye sorulunca da çok kızmıştı hani: "Durmadan niye bu soruyu soruyorsunuz?"
Soruyu soran kibarlığından cevap verememiş, "Eh yani. Hep sen mi soracaksın" diyememişti.
Acaba gazetesindeki mini etekli muhabirlere sormuş mudur, "böyle namaz kıldın mı" diye...
Ya da... Gazetesinde türbanlı bir muhabiri olsaydı, içki ısmarlar mıydı?



























