Hayallerinin sinmiş olduğu odayı havalandırdı ansızın içeriye giren yabancılar. Duvarları renksiz fırçalarla boyadılar.
Açık camdan dışarıya uçanlardan bir tanesi önce medd’i ah çekti ve sonra bulutlar arasında kayboldu. Onu dileyen varlıktan vücut bulmuşlardı ve şimdi uzaklara gerçekleşecekleri zamana yetişmeye çalıştılar.
Peeki neydi bu kaza süsü verilmiş oyunda hayalleri tamir ediyorum diye bozmanın amacı… Tüm çekememezliklerini inşa ettikleri dünyada elbet tutunamayacaklardı. Varlığına gizlediği nefret bir gün yok edecekti onları da. Yüzündeki çizgiler maskelerinin dışında ele veriyordu onları. Yaşamdaki izleri kaybolmuşluklarında saklı kısa mesafelerdi, mutsuz geçen uzun ömürlerinde… İçinden geçen duygular kara bir zift olup akarken yaratıcısından sakladı ve saklandı. İtiraf edemedi pişmanlığını çünkü ihaneti ağırdı. Pişmanlık kelimesi hissini bırakmamıştı ki içine kelimelere yerleşik dursun söylemde.
Kırık kalbi içeride parçalanmış benleri toparlarken açık camdan dışarıya uçanlardan habersizdi. En sıkıntılı zamanında yaptığı duası belki de çoktan semanın görünen en parlak yıldızına ulaşmıştı.
Yabancının duvara sürdüğü boyalar tutmadı. Fırçalarını alıp çıkarken odadan yıllar geçti sandı. Çok uzun gibi geldi bu an ona. Ak bile düşmedi saçına çünkü ona layık değildi. Üzerindeki haklar bir gün boynuna ağır gelecek ve yerin dibine çekecekti onu.
İki yabancı böyle karşılaştı. Bedenlerinden ruhları çekilmiş iskelet süvarisi kaldı geride. Korkunç olan kendi karanlığına gömüldü. Tüm iyi dileklerse görünen ve görünmeyene ulaştı.
AYSUN YAVUZ



























