Batı aklının en büyük ürünü ve güçü olan liberalizm düşüncesi… Bu düşünceye dayalı ekonomik sistem, yeni dünyayı biçimlendirirken çeşitli araçlar kullanır, bu araçlar birbirlerinden farklı olarak adlandırılsa da tam bir bütünlük içinde çalışırlar. Savaşlardan tutun da modaya; basından tutun da hizmet-üretim sektörü lokasyonuna kadar bu hep böyledir.
Batı aklının kullanmayı sevdiği araçlardan biri de hiç kuşkusuz fonlardır. Fon mantığına biz çok da yabancı değilizdir. Son on-onbeş yılda gündemimiz de olan katılım bankları fikrinin altında da ne yazık ki fon mantığı vardır. Tabi ki parayı elde ettikleri kaynakların çeşitliliği ve türü ile tamamen aralarına kesin bir çizgi de koyabiliriz bu iki fikrin ama fikirsel olarak birbirlerine çok benzerdierler hatta katılım bankası fikri iyleştirilmiş bir batı fon mantığı taklitidir demek de yanlış olmasa gerektir. Batı aklı bulduğu fon mantığı ile ülkesinde prototip çalışmalar yapmış daha sonra bu çalışmaları genel olarak New York merkezli olarak dünya çapında uygulamaya başlamıştır.
Fonlar kamuya ve özel sektöre borçlanmadan tutun, emeklilik fonlarının birleştirilmesine, yatırımcılardan toplanan paralara kadar çeşitli şekiller de ortak bir havuzda toplanır daha sonra bu fon aslında parası olmayan ama operasyonel gücü (!) olan zeki kişilerce değerlendirilir yani ticaret yapılır ve para kazanılır.
Olay bununla kalsa belki de bunun neresinde sıkıntı var diye bir soru gelebilirdi ama olayın biraz içine girildiğinde bu fonların özellikle gelişmekte olan başka bir değişle yarı merkez veya yarı çevre ülkelerde kullanıldığını, bu ülkelerde çok ciddi kazançlar elde edildiğini ve bu fonların yatırımlarının ülkelerin ekonomilerinde baş aktör halini aldığını görürüz.
Hatta ve hatta yatırım yapılan ülkeler de turuncu, yeşil (!) gibi bir çok renkli devrimin olduğunu. Bu fonların devlet politikalarını belirlediğini, sürtüşme anında fonların geri çekildiğini ve ülkenin kaosa sürüklendiğine de şahitlik etmişizdir. Batı aklının,bir ülkeye koca bir savaş ile verilemeyeceği zararı bir gece de borsaya bildirdiği sermaye geri çekilimi haberiyle verebildiğini artık duyuyor, okuyor ve seyrediyoruz.
Yine doğaldır ki batı aklının güçlü olmasını istediği ülkelere bu fonlarla gayri resmi olarak el uzattığını ve o ülkeleri güçlü hale getirdiklerine yakinen şahitlik ediyoruz. Bu fonlar bu kadar güçlü mü ki sorusu akla hemen gelecektir, elbetteki evet, 10 milyar dolarlık bütçeleri olan bu fon şirketleri aslında dünyanın gayri resmi patronları, hükümetleridir...
Bu fonlardan biri de 1992 yılında David Bonderman , James Coulter ve William S. Price gibi isimlerin kurduğu Texas Pacific’tir. Bu fon ilaç sanayisinden telekomünikasyon ve bankacılık gibi bir çok iş alanına yatırım yapmıştır. İlginçtir şuan çevre ülke olma durumundan yarı merkez ülke olma durumuna gelen Çin ve hinterlandı bu fonun en önemli çalışma alanıdır. Yine NAFTA ile çok şeyin değiştiği ve bir birlik olmaya doğru giden Amerika kıtasında liberal ekonomiye direnen Latin Amerika ülkeleri de bu fonun başka bir isim kullanılarak ,Newbridge Capital, çalışma alanı olmuştur.
Soğuk savaş döneminin mirası olan Güney Kore de bu fonun önemli yatırım alanlarından birini teşkil etmektedir. Şu aralar Yunanistan’da yatırımlar yapmaya çalışan kar oranı hayli fazla olan bu fonun Yunanistan’da olma nedeninin krizi fırsata çevirmekten daha iyi bir izahı olması gerektiğini düşünüyoruz.
Türkiye medyasında büyük değişikliklerin olacağını bundan önceki yazımızda iddia etmiştik iddialarımızdan fazla bir zaman geçmedi ki Türkiye’de medya ile alakalı büyük gelişmeler yaşanmaya başlandı. ATV-Sabah gurubundaki dedikoduyu aşan duyumlardan ve açıklamalardan tutun da Hürriyet’teki istifaların tekrar gözleri Hürriyet’e diktiğine; Aydın Doğan’ın Nazlı Ilıcak,Enis Berberoğlu, Nagehan Alçı gibi Ak Parti döneminin sembol gazetecileri ile yedikleri yemeğe kadar...
Hürriyet’te yaşananlar anlamamız için şu kuralı bilmemiz lazım. Eğer bir yapı yeniden inşa edilecekse, o yapı tartışmaya açılır. Mevcudun içi boşaltılır ve yeniden dizayn edilir. Mühim olan bunların hepsi kendiliğinden olmuş gibi görünse de olan herşeyin belirli bir disiplin ve plan dahilinde olması gerçeğidir.
Gecen yazımızda yurt dışından bir fonun Türkiye’de büyük bir medya grubunun hisselerini alacağını iddia etmiştik. Ayrıca kim demiş rakip iki büyük gazete aynı fonca desteklenmesin.
Bir soru zarar eden bir medya grubu neden gerçek değerinin 10 katı değeri kulislerde konuşturtsun. Alıcısına göre bir kamoyu oluşturmak için olmasın sakın? Bir soru daha Hürriyet neden mevcut iktidara yakın(!) isimleri baş taçı yapmasın ki?
Bir de bana danışmanını söyle senin nasıl bir fon olduğunu söyleyeyim...



























