Genç gazetecilerden Rabia Yazıcı’nın Hakkarili kız öğrencilerle yaptığı röportaj, bayramın en güzel tanıklıklarından biri oldu benim için... Milli Eğitim Bakanımız başta olmak üzere, toplumsal barış adına zihin yoran herkesin dikkatle okumasını istediğim samimi bir mülakattır bu... Rabia’yı henüz yeni mezunlarından olduğu Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden beri tanıyorum. Röportajın sol-alevi tandanslı bir internet sitesinde yayınlanmış olması ayrıca dikkat çekici. Hem medeni cesareti açısından Rabia’yı, hem de ondakikanet’i, genç gazetecilere objektif imkan tanıma tavrından dolayı tebrik ederim...
Hakkari İmam Hatip Lisesi öğrencileri; Şükran Karaman, Asiye Demirci ve Sümeyye Önal, hocaları Şeyma Sarıcalıoğlu ile birlikte İstanbul’daki, liselerarası Arapça Bilgi Yarışmasına katılmışlar. Rabia Yazıcı onlarla samimi bir mülakat yapmış. Metinde en çok tekrarlanan kelimeyi sorgulattım: “Kardeş” çıktı... İlk kez gördükleri İstanbul’u çok sevmişler Hakkarili kız “kardeş”lerimiz. Buradaki okulların spor salonlarını, zengin kütüphanelerini, laboratuarlarını hayranlıkla seyretmişler... Onların da az sayıda da olsa bilgisayarları varmış okullarında, fakat bilgisayar dersleri olmadığı için kompüterlerden yararlanamıyorlarmış... “İstanbul’daki kardeşlerimiz, okullarındaki imkanların değerini iyi bilsinler” diyorlar. Müfredatı takip konusunda; “Biz epey geriden gidiyoruz, zira sık sık olaylar çıkıyor ve okullarımız kapanıyor” diyor bir “kardeşimiz”. Diğer “kardeşimiz” ekliyor; “Aslında okullarımız kapanmıyor, yani öğretmenlerimiz okulda oluyorlar ama aileler tedirgin olduğu için çocuklarını zaman zaman okula yollamaktan çekiniyorlar...” Bazen atılan taşların, bazen biber gazının ortasında hastanelik oluyorlarmış. Batı’dan Doğu’ya bakarken ne kadar toptancı bir zihniyette olduğumuzu vurguluyor bu aslında. Çünkü haberlerde çoğu kez “boykot” olarak geçen olaylarda, aslında ciddi bir hayat memat korkusu var. Terör örgütünün yol açtığı tedhişten kaçınmak en doğal hakları ve bu kaçınmanın tezahürü olarak kepenk kapattıklarında ya da okullarına gidemediklerinde, biz iç yüzünü bilmeden kitlesel bir hareketle karşı karşıya olduğumuzu zannediyoruz.
Orda Bir Köy Var Uzakta’
“Hakkari Doğu olması hasebi ile hocaların çok tercih etmediği bir kent...” diyor Şeyma Hanım. Atama ile gelenler, bir an önce gitmenin yollarını arıyorlar ve gidiyorlar diyor... Bu yüzden çocuklar bitmek tükenmek bilmeyen bir hoca değişimi ile karşı karşıya kalıyorlarmış. Bir öğrenci ilkokulu bitirinceye kadar 5-6 tane hoca değiştirmek zorunda kalıyormuş. Bu psikolojik travmalar altında çocuklar müfredatın gerisinde kalıyorlarmış... Erkek öğrenci yurdu varmış, kız öğrenci yurdu ise maalesef yokmuş. Olaylar nedeniyle bir gün evvel döşenen yolların taşları bile ertesi sabaha sökülmüş oluyormuş bazen. Kışın karlı günlerde kızlar kırk dakika kadar diz boyu karda yürüyerek gelebiliyorlarmış okullarına. “Ama okulumuz çok sıcak” diyorlar ağız birliğiyle... Bu çocuklar sabah evden çıktıktan sonra, akşama sağ salim geri dönebilecekler mi? Onların anneleri için her gün belki bin yıl kadar uzun...
‘İmam Hatip Lisesi’
Şeyma Hoca, Hakkari’yi çok sevdiğini, insanların fevkalade misafirperver olduğunu, kadına ve anneye çok saygı duyulduğunu özenle ifade ediyor. Otobüsle İstanbul’a gelirlerken, yarışmaya katıldıklarını öğrenen kişiler, hem hayret etmişler hem de iftihar... Şeyma Sarıcalıoğlu Hoca’yı öğrencileriyle kurduğu sevgi dili üzerinden ne kadar tebrik etsek azdır. Hepimizin içinde taşıdığı öğretmenlikle annelik sevdasının, canlı ve çağdaş bir tezahürüdür... “ Kardeşlerimizi” başarılarından dolayı kutlarken; “Doğu/Batı” ayrımını izale etmek konusunda “İmam Hatip Lisesi” vurgusunun önemini bir kez daha hatırlıyor ve hatırlatıyoruz...



























