Buz saçakları koparıldığında kavruluyor babamın eli
Yani tabutlar çakılırken.
Bizim dağlarda güneş kelebeğin kanat çırpışı
Uykulu gözlerimizin süsüdür.
Kekik kokusu sarar baharda her yeri
Çağlayanların türküsüyle tazelenir kardeşliğimiz
Neden bayrağın rengi dağlarda değişir bilmem ki
Uzaktan izliyorum düğün alayını
Mermiler kulaklarımda çınlıyor
Alışkınım bu gürültüye
Ah dedeciğim ! Ne güzel anlatırdın Mevlana’yı bize
Öyle güzel Kuran okurdu ki
Doyamazdık dinlemeye
Dilimiz Kuran’a alışmalı derdi
Şimdi amcam –izm-leri anlatıyor öve öve
Aklımızı karıştırıyor kendince
Mevlana’ın himmetini bir bilse utanacak ya
Neyse...
Babamı gözlüyorum bir yandan
Boş cebini niye yokluyorsa - yok işte ekmek parası
Oysa annem ayrılmıyor ki tandırın başından
Hamdolsun demeyi öğretti dedem
Kuzenlerim çok zengin / ekmek aş getiriyorlar bize
– Köyüme küfrederken utanıyorum onlardan
Yemiyorum ki ekmeklerini aç olsam da
Köyümde doğan her çocuğun adı ibrahim olsa
Anaların yüreğini yakarken ateş utansa
Biliyorum
Çözülecek bir gün buz saçağı göz yaşlarımla



























